dijital medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dijital medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mesele sadece kağıt değil, sen hala anlamadın mı?

Yaklaşık 10 yıldır “kağıt artık öldü, her şey dijital oluyor”, “kağıdın yaşaması mucize bile değil, her şey dijital oluyor”, “bu devirde basılı yayıncılığa yatırım yapmak aptallık, her şey dijital oluyor” temalı beylik laflar duyuyoruz. Bu konuda öyle çabuk gaza gelindi, kağıt öyle çabuk öldürüldü ki, sorun tam olarak tespit edilemedi bile. Kağıt öldü geyiği kulaktan kulağa yayıldı ve en sonunda, manipule edilmeye gayet müsait bazı marka yöneticileri “basılı mecralara reklam bütçesi ayırmıyoruz” demeye başladı. Neden? Çünkü kağıt öldü. Kim söylüyor bunu?

2014'ten internet medyamıza dair akılda kalanlar

Bu tanımlar bir türlü oturmuyor, farkındayım. Ben internet medyası dedim ama dijital medya, online medya, yeni medya, dijital içerik, internet yayıncılığı vs. diyenler de var. Doğru kullanımı nedir, bir doğrusu var mıdır bilmiyoruz tabii. Neyse, Türkiye'de internet yayıncılığı hususunda 2014'ten aklımda kalanları derledim. Önem sırasına göre değil, aklıma geldiği sırayla tabii ki.

Bir içerik sitesini minimum bütçeyle nasıl tanıtabilirim?

Oradan reklam olayını tamamen gereksiz gören cimri bir KOBİ sahibi gibi görünmüyorum değil mi? Önce şunu bir netleştirelim: Bu yazı, şahane içerik sitesinin tanıtımı için büyük bütçeler ayıramayan küçük yayıncılar için. Parası olan acımasın, yıksın ortalığı tabii ki. Çılgınca dans eden yarım düzine seksi kadının kameraya yaklaşıp, iç gıcıklayıcı bir ses tonuyla "hey ordakiler, çokşahaneiçeriksitesi.com'a girsenize" dediği TV reklamları çeksin filan. Hiç lafım olmaz. Şu anda benim lafım; bir kafeye gittiğinde sevgilisine sıcak çikolata ısmarlarken, ürkek ve tedirgin bir sesle garsona "ben de çay alayım, küçük çay evet" diyen cefakar içerik üreticilerine.

Bir içerik sitesiyle geçim sağlamak mümkün mü?

Neden büyük paralar değil de 'geçinmek' tabirini kullanıyorum, önce bunu açıklamaya çalışayım. Yurt dışını bilmiyorum ama Türkiye'de medya organları öyle muazzam kârlar elde etmez. Gelir gider arasında büyük farklar yoktur. Patron, diğer işlerine avantaj sağlamak için hoş görür bunu. Çalışan da prestiji ve ekstraları için (PR hediyeleri, davetler, etkinliklere ücretsiz giriş vs) 'az para kazanmaya' razı olur. Şatoda yaşayan ve buzlu bademle serinleyen yayın yönetmeni ve yıldız köşe yazarlarını ayrı tutuyorum tabii. Kimisi için de gerçekten bir tutkudur, bu işi yapmasa yaşayamaz; okunmak büyük bir tatmin sağlar, dolayısıyla da az kazanmaktan şikayet etmez.

"Aslında BuzzFeed gibi bir site yapacaksın..."

Bu cümleyi o kadar çok duydum ki, "aslında güneye yerleşip küçük bir bar açacaksın" klişesi gibi bir şey oldu benim için. Ya da "işlek bir caddede küçük bir büfe açma" hayali gibi... Sadece BuzzFeed'le kısıtlamadan, eğlenceli, ilginç, yorucu olmayan ve paylaşılmaya müsait, trafiğinin çoğunluğunu sosyal ağlardan sağlayan, bol anketli-oyunlu, genelde liste şeklindeki içeriklerle servet kazanan yeni nesil siteler diye genelleyebiliriz bu akımı (Cracked'den başlayıp say işte.)
Evet çok okunuyorlar, evet yeni trend bu, evet sahipleri iyi kazanıyor, evet içeriğin kuralları yeniden yazılıyor. Ama başarılı olmak o kadar kolay mı?
Konunun ruhuna uygun olarak, madde madde yazıyorum:

Çok tıklanan, az saygı gören haber sitesi yaratmanın yolları

2000'lerin başında haber siteleri, gazeteciliğin yıllardır süren hastalıklarından, gereksiz fazlalıklarından kurtulabilmek için önemli bir fırsattı ama olmadı. Aksine, varolan hastalıklara yenileri eklendi ve her yolun mubah sayıldığı bir "daha çok tıklanma savaşı" başladı. Savaş hala tüm şiddeti ve saçmalığıyla devam ediyor. Bu savaşta, elindeki reklam bütçesini niteliği gözardı ederek niceliğe yatıran medya planlama ajanslarının ve pazarlama yöneticilerinin de büyük payı var.

okuma listesi: 2012'de 12 dijital trend

"2012'de Türkiye dijital pazarını etkileyecek trendleri çıkardım, hm de 12 tane çıkardım. İçiniz rahat olsun, dijital 2012'de de pazarlama dünyasının en dinamik ve en yenilikçi mecrası olmaya devam edecek. Ajanslar bu yılı yeni tüketici davranışlarına ve yeni pazarlama taktiklerine adapte olmaya çalışarak geçirdiler. Bu yıl da devam..."

Oya Öneş Yaşayan'ın Aralık 2011 tarihli yazısı:

okuma listesi: yeni bir medya çağı

"Her hafta klavyenin başına 'yeni medyanın olumsuz yönlerinden söz etmek' niyetiyle oturuyorum ama yeni medyaya ilişkin öyle eksik, öyle hatalı ve kulaktan dolma bilgiler görüyorum ki buna bir türlü sıra gelmiyor.
Örneğin, Vatan Gazetesi'nden Sanem Altan 'bu aralar sık sık yeni medya diye bir laf duyduğunu ve Twitter'dan bir okurunun bununla yandaş medyayı kastettiğini anladığını ancak onların da medyaya bir yenilik getirmediğini yazmış. Okur olarak ister istemez aklınıza 'peki nedir yeni medya' sorusu geliyor. Ancak bu sorunun yanıtını havada bırakarak (yeni medya=yandaş medya) gibi tuhaf bir çıkarımla noktalamış yazısını Altan..."

İsmail Hakkı Polat'ın Ağustos 2011 tarihli yazısı:

okuma listesi: sosyal medyanın starları anlatıyor

Yeni medya denilen ortamın bana göre en büyük faydası, ülkenin en ücra köşelerinden yükselen ve bir derdi-anlatacak bir şeyleri olan ve geleneksel medyada ömrü billah duyamayacağımız sesleri bize ulaştırması. Çok şey beklediğimiz internet medyasının, yine 'büyük büyük gazetelerin-televizyonların internet sitesi' olmaktan öteye geçebilmesinin bu farklı seslerle mümkün olacağını düşünürüm.
İşte, Nihan Bora geçtiğimiz yıl Aktüel dergisi için sosyal medya starlarıyla ilgili bu güzel haberi hazırlamış. Çok sayıda röportajın da bulunduğu haber şuradan okunabilir.

okuma listesi: iPad ve dijital dergicilik

"...iTunes App Strore üzerinden ücret ödeyerek hizmet almanın iki yolu var. Birincisi paralı bir uygulama indirmek, ikincisi de ücretli-ücretsiz bir uygulamanın içerisinden In App Purchase yöntemiyle bir içerik satın almak. Fakat Şubat 2011'de Apple bir basın açıklaması yaparak ipad için bu yöntemler arasına In App Subscriptions'ı yani Uygulama İçerisinden Abonelik sistemini de kattı..."
İlker Ermurat'ın Mart 2011 tarihli yazısı:

okuma listesi: Türkiye'de internet gazeteciliği yok!

Şubat 2010'da yazılmış ve Türkiye'de yapılan internet gazeteciliği hakkında hayli sert bir yazı. Bir buçuk yılda gelişmeler olmuş mudur? Bana göre, yazarın değindiği 'usibility' konusunda ufak da olsa bir kıpırdanma var gibi. Ama yazı ne yazık ki güncelliğini büyük derecede koruyor.


"...Mesela ülkenin en büyük gazetelerinin porno sitelerini andırması hiç kuşkusuz yerli yersiz manken resmi yayınlamazsak kimsenin ülkede olup bitenlere ilgi duymayacağına inanma alışkanlığımızdan geliyor. Ama içerikten bağımsız olarak düşündüğümüzde dahi Türkiye'de gerçek bir internet gazeteciliğinden bahsedemiyoruz."
Pınar Ersoy'un yazısı: